Mimarlıkta fark yaratan değerlerimiz
Bike Mimarlık marka kavramını ve bunu tasarımlarına yansıtmasını iyi bilen, yaratıcı bireylerden oluşan bir ekiptir. Amacımız İstanbul'un merkezindeki ofisimizden dünyanın her noktasındaki müşterilerimiz ve projeler için beklentilerine uygun çözümler getirmektir.
Kuruluşumuzdan bu yana geçen 20 yıldan fazla süre, uygulanmış 200'ü aşkın proje bunda ne kadar başarılı olduğumuzu göstermektedir.
Çalışma şeklimiz son derece yalın ve etkilidir. Sizi dinliyoruz, vizyonunuzu öğrendikten sonra isteklerinize ve hedef kitlenizde en uygun yaratıcı çözümlerle size geri dönüyoruz.
İnsan, doğanın muazzam döngüsü içerisinde diğer tüm varlıklarla etkileşim halinde olan bir parça olsa da, mimari evrenin mutlak merkezinde yer alır. Bir yapıyı sadece beton, çelik ve camdan ibaret bir "nesne" olmaktan çıkarıp bir "yaşam alanı" haline getiren yegâne unsur, onun insan ruhuyla kurduğu bağdır.
Mühendislik çözümleri, teknik standartlar ve kullanım gereklilikleri kuşkusuz her projenin temel taşlarıdır. Ancak biz inanıyor ki, mimarlığın asıl uzmanlık ve uğraş alanı "insanın hissettikleri"dir.
Bir mekanın içine girildiğinde hissedilen huzur,
Işığın bir duvarda bıraktığı sıcaklık,
Mekanın kullanıcıya sunduğu aidiyet duygusu, tasarım sürecimizin gerçek ölçütleridir.
Her yapı bir bağlamın içinde durur. Çevresi ile ilişkileri vardır. Yapının sahip olduğu kaliteler ne kadar fazla olursa olsun, başarılı olarak kabul edilebilmesi için çevresi ile ilişkilerinin de güçlü olması gerekir.
Mimarlık üretiminin ilk etabı, yapının duracağı 'yer'i anlamaktır.
Yaratılan mimari, aşağıdaki ilişki türlerinden biri içinde olabilir:
Bu; konu, ihtiyaçlar ve subjektif tasarım kararlarının bir sonucudur.
Yeni üretilecek yapı içinde duracağı çevreye bir 'ek' olacaktır.
Her 'yer'in bir ruhu [genius loci] vardır. Bu ruhu anlayıp tasarım temeli kabul etmek, projeyi 'yer'ine bağlar. Her projemize o 'yer'in ruhunu anlayarak başlarız.
Mimari, yalnızca bugünün estetik kaygılarını tatmin eden bir araç değil; zamanın ötesine uzanan sessiz bir tanıklıktır. Gündelik beğenilerin hızla değiştiği, trendlerin ve modaların tüketim hızıyla yarıştığı bir dünyada, gerçek tasarım kendisini bu geçicilikten ayırır.
İyi inşa edilmiş bir yapı, fiziksel olarak 80-100 yıl veya daha uzun süre ayakta kalabilir. Ancak bir yapının sadece yerinde kalması yetmez; asıl başarı, zamanın yıpratıcı etkisine karşı estetik ve işlevsel değerini muhafaza edebilmesidir. Zamansız kalitelerle tasarlanmış bir mekan, yaşamın tüm evrelerinde kullanıcısına aynı ilhamı verir ve karakterini korur.
Bizim yaklaşımımız, dünü reddetmek değil, onun birikiminden beslenmektir. Geçmişin köklü mimari örneklerini, oran-orantı prensiplerini ve malzeme dürüstlüğünü derinlemesine analiz ediyoruz. Bu kadim bilgiyi, çağdaş teknikler ve yenilikçi düşüncelerle yeniden yorumlayarak bugüne taşıyoruz.
"Gerçek mimari, içinde bulunduğu zamanın ruhunu taşırken, gelecek nesillere yabancılaşmayan bir dildir."
Karmaşık formlara, renklere, laflara çoğu zaman gerek yoktur. Eğer düşünceler yerli yerinde ise yapılar basitleşir. Güzellik basit ile sağlanabilirse maliyet ve süre azalır sürdürülebilirlik artar.
Tek çizgi ile çözülebilecek bir sorun için ikinciyi çizmeyiz.
Düşüncede, sözlerde ve yapılarda tutarlılık gereklidir. Makro ölçekteki meseleler ile mikro ölçekteki detaylar aynı esaslar/fikirler ile çözülmelidir. Değişen sadece araçlardır.