Fâtih Camii ve Külliyesi
Yer Seçimi, Kuruluş Düzeni, Tarihsel Süreç ve Günümüze Ulaşan Durum
1. Yer Seçimi ve Şehircilik Kurgusu
Fâtih Sultan Mehmed, kendi adına yaptırdığı cami ve külliye için, şehrin merkezinde Bizans'ın önem verdiği On İki Havâri (Hagioi Apostoloi) Kilisesi'nin bulunduğu alanı özellikle tercih etmiştir. Bu tercih, yeni bir inancın şehirde hâkimiyet kurduğunu vurgulamasının yanında, tepe üzerindeki konum sayesinde İstanbul silüetine Türk-İslâm kimliğinin görünür biçimde yerleşmesine de hizmet etmiştir. Külliye, ortasında caminin bulunduğu, tam simetriye dayalı bir yerleşim anlayışıyla tasarlanmış; İstanbul'un en önemli dinî ve kültürel merkezlerinden biri olarak kurgulanmıştır.
2. Külliyenin Bileşenleri ve Özgün Düzen
Caminin iki yanında medreseler yer almakta; bunların önünde bir tarafta tabhâne, diğer tarafta dârüşşifâ konumlanmakta; daha ileride çarşı (arasta) ve hamam bulunmaktaydı. Ancak külliye, tarih içinde bütün elemanlarıyla topluca korunamamış; bazı yapılar tamamen kaybolmuş, bazı alanlara 19. yüzyıl sonlarından itibaren yeni binalar eklenmesiyle özgün düzen bozulmuştur.
3. İlk İnşa Süreci ve Mimarı
Fetihten sonra harap durumdaki On İki Havâri Kilisesi bir süre Ortodoks patrikliğine tahsis edilmiş; patriğin 1455'te buradan ayrılmak istemesi üzerine Fâtih Sultan Mehmed patrikliğe başka bir kilise vererek bu alanı kendi külliyesi için ayırmıştır. İnşaat Mart 1463'te başlamış ve Aralık 1470'e kadar sürmüştür.
Külliyenin bir Rum mimar tarafından yapıldığı yönündeki iddialar dayanaksız kabul edilmiş; araştırmalar sonucunda Fâtih Camii ve Külliyesi'nin mimarının Atik Sinan olduğu anlaşılmıştır. Külliye, Türk mimari geleneğinin doğal gelişimi içinde ele alınmış; Bizans sanatına işaret eden bir iz taşımadığı belirtilmiştir. (İşçilikte Bizanslı ustaların emeğinden yararlanılmış olabileceği ifade edilmektedir.)
4. İlk Fâtih Camii'nin Planı ve Özellikleri
Eski tasvir ve belgelerden, ilk Fâtih Camii'nin:
- Ortada büyük bir ana kubbe,
- Mihrab tarafında yarım kubbeli ileri taşkın bir bölüm,
- Yanlarda daha alçak üçer küçük kubbeli birimler,
- Revaklarla çevrili iç avlu ve son cemaat düzeni
bulundurduğu anlaşılmaktadır. Ana mekâna mukarnaslı kavsaraya sahip bir taçkapıdan girildiği; plan şemasının, daha sonra yapılan Atik Ali Paşa Camii ile benzerlik gösterdiği belirtilmiştir.
Avlu döşemesinde ters çevrilerek kullanılan bazı işlemeli mermerlerin Havâriler Kilisesi'ne ait parçalar olduğu tespit edilmiştir. İç avluda yer alan iki pencere alınlığını süsleyen çini panoların da ilk camiden kaldığı; bunlarda besmele ve Âyetü'l-kürsî'den bir kısmın yazılı olduğu; dönemin çinilerinde görülen sarı rengin kullanıldığı ifade edilmiştir.
5. Depremler, Yıkım ve Yeniden İnşa
Fâtih Camii ve Külliyesi, İstanbul'daki büyük depremlerden sıkça etkilenmiştir.
1509 ("küçük kıyamet") depreminde cami kubbesinin ve sütun başlıklarının zarar gördüğü, dârüşşifâ, imaret ve medreselerin kubbelerinde de büyük hasar oluştuğu belirtilir. 1557 ve 1754 depremlerinde hasar görmüş, onarılmıştır. 1766 depreminde ise caminin büyük kubbesi tamamen çökmüş, duvarları onarılamayacak derecede yıkılmıştır.
Sultan III. Mustafa, önce türbe ve külliye yapılarının inşasını başlatmış; caminin yeniden yapımı 31 Temmuz 1767'de başlamış ve Nisan 1771'de cami ibadete açılmıştır.
6. Bugünkü Fâtih Camii'nin Özellikleri ve Üslup
1766 sonrası inşa edilen ikinci cami, ilkinden farklı bir düzene sahiptir. Kuzey duvarının (avluyu takip eden ve son cemaat yerini ayıran duvar) ilk camiden kaldığı belirtilir. Yeni camide, harim; dört yarım kubbe ile desteklenen ana kubbe sistemine göre, Şehzade, Sultan Ahmed ve Yeni Vâlide camilerinde görülen düzene yakın biçimde ele alınmıştır.
Yeni yapıda genel kompozisyon klasik çizgide olmakla birlikte; paye köşe pahları, kemer ve yarım kubbe başlangıçlarını ayıran profilli silmeler gibi öğelerde 18. yüzyılın ikinci yarısında etkili olan barok üslup özellikleri görülmektedir. İç mekândaki kalem işi nakışların da barok üslupta olduğu ifade edilmiştir. Buna rağmen caminin İstanbul silüetindeki genel etkisinin klasik üsluptan bütünüyle kopmadığı belirtilir.
Minareler, 19. yüzyıla kadar tek şerefeli iken bu yüzyılda birer şerefe eklenerek yükseltilmiş; 19. yüzyıl sonlarında (muhtemelen 1894 depreminden sonra) taş külâhlarla yenilenmiş, 1966–1967'de tekrar kurşun kaplı ahşap külâha dönüştürülmüştür.
7. Türbeler ve Hazire
Fâtih Türbesi: Fâtih Sultan Mehmed'in 1481'de vefatından sonra cenazesi İstanbul'a getirilmiş ve caminin kıble duvarı önündeki hazire alanında yer alan türbeye defnedilmiştir. Türbe 1766 depreminde harap olmuş; kısa sürede onarılmıştır. Türbenin yerinin deprem sonrası değişip değişmediği tartışmalı olarak aktarılır; bu meselenin ancak yapıda yapılacak ciddi bir araştırma ile çözülebileceği belirtilir. Türbe, sekizgen planlı ve tek kubbeli olup girişte iki sütunlu sundurma bulunur; dış görünüşte klasik geleneğe bağlı unsurlar yanında barok üslup belirtileri de yer alır. Türbe, 1782 Cibali yangınında yanmış; I. Abdülhamid döneminde tamir edilmiştir. Abdülaziz devrinde (1865–66) yeniden tamir ve iç süsleme yenilemesi yapılmış; 1909–1918 ve 1952–53 dönemlerinde onarımlar gerçekleştirilmiştir.
Gülbahar Hatun Türbesi: Fâtih Türbesi yakınında sekizgen planlı, kubbeli bir yapıdır; 1766 sonrası geniş onarım gördüğü anlaşılır. 1782 yangınından zarar görmüş ve aynı yıl tamir edilmiştir.
Nakşidil Vâlide Sultan Türbesi: 19. yüzyılda II. Mahmud'un annesi için büyük bir türbe ve yanında sebil yapılmıştır; barok üslubun Türk türbe mimarisindeki başarılı örneklerinden biri olarak nitelenir.
Hazire: Cami kıble tarafında duvarla çevrili hazirede çok sayıda ünlü kişinin kabri bulunmaktadır; kabirlerin çoğunun 19. yüzyıla ait olduğu ve Gazi Osman Paşa'nın türbesinin de burada yer aldığı belirtilir.
8. Medreseler, Tabhâne, Dârüşşifâ ve Diğer Yapılar
Medreseler: Caminin iki yanında yer alan büyük medreseler Sahn-ı Semân adıyla anılmış; daha aşağı kotta Tetimme hazırlık medreseleri bulunmuştur. Tetimme medreseleri yol düzenlemeleri sırasında yıkılmış; bazıları tamamen ortadan kalkmıştır. Büyük medreseler 1766 depreminde zarar görmüş; dârüşşifâ ihmal edilirken medreselerin camiyle birlikte onarıldığı belirtilmiştir. Ayakta kalabilmiş sekiz büyük medresenin 1955'ten itibaren onarımlarla öğrenci yurdu olarak kullanıldığı aktarılır.
Tabhâne ve İmaret: Tabhâne, Akdeniz tarafında inşa edilmiş; misafirhane işlevinden sonra medrese olarak kullanılmıştır. Yemek hizmeti sağlayan aşhane-imaretin varlığı ve arazinin yüksekliği nedeniyle altında bir kervansaray düzenlendiği belirtilir.
Dârüşşifâ: İstanbul'un Türk dönemine ait ilk hastahanesi olarak tanımlanır. Zamanla harap olmuş; 19. yüzyılda yıkım ve farklı kullanımlara konu edilmiş; 1894 depremi ve yangınlarla daha da tahrip olmuş; nihayetinde tamamen ortadan kalkmıştır. Günümüzde dârüşşifâdan iz kalmadığı belirtilir.
Muvakkithâne: 1918 yangınında tamamen yanarak ortadan kalkmıştır.
Çarşı (Arasta): Güneyde, vakfiyelerde de adı geçen büyük bir çarşının bulunduğu; 20. yüzyıl başlarında azalsa da izlerinin sürdüğü; 1918 Fatih yangını sonrası büyük ölçüde ortadan kalktığı belirtilir.
Hamam (Çukur Hamam): Güneyde, çukur kotta yer aldığı için "Çukur Hamam" adıyla anılmış; 1766 depreminde zarar görmüş, sonra tamir edilmeyerek farklı amaçlarla kullanılmış ve zamanla harap olmuştur. 1917'de dahi izine rastlanamadığı aktarılır.
9. Genel Değerlendirme
Fâtih Camii ve Külliyesi, yer seçimi, simetrik şehircilik kurgusu ve çok bileşenli yapılar bütünüyle fetihten sonra İstanbul'un imarında merkezi bir rol üstlenmiştir. Ancak depremler, yangınlar, ihmal, yıkımlar ve sonradan eklenen yapılar nedeniyle külliyenin özgün bütünlüğü günümüze ulaşamamıştır. Buna rağmen cami, türbeler, hazire ve medreselerin bir kısmı, İstanbul'un Türk devri tarihini temsil eden başlıca kültür varlıkları arasında önemini sürdürmektedir.
Görseller












Bu proje hakkında sorularınız mı var? İletişime geçin
← Restorasyon Projeleri listesine dön